Tam 12 yıl olmuş ben blog yazmaya başlayalı. Bir bloguma ait hiçbir şifreyi, e postayı hatırlamıyorum. Geçenlerde şöyle bir okudum yazılarımı. Fena da yazmıyormuşum. Tekrar o blogun paneline nasıl girebilirim acaba? Yazılarımı kaldırmam gerekiyor. :) :)
Bir deli mavi olalı da 11 sene olmuş. Ne ergenmişim. Yazılarımın, şiirlerimin çoğunda hep ağlak ve şikayetçi bir halim var. Şuan ki ben, pek memnun kalmadım bu durumdan. Şaka bir yana tekrar aşk asısının, yalnızlığın, sevilmemenin dert olduğu zamanlara dönebilsem kendime bir tavsiye vermek isterdim. Derdin ne? Şikayet ettiğin hayat bile birçok insanın hayali olan hayat.
Kendimi çok da yargılamak istemiyorum ama bir şeyleri kaybettim sanırım zamanla. Yazmaya olan tutkumu, insanlara karşı bakışımı, güven duygumu, geçmişe olan özlemimi, savruk giden hayatımı toparlama çabamı. Ya ben büyüdüm ya da artık hayat bana "rutinine saygı duy, kendini kaptırma" diyor. Bir şeyler halen çok eksik geliyor.
Geçenlerde evladını kaybetmiş bir annenin çığlığı kulağımda çınlıyor halen. Günlerdir huzursuz yatıp 1-2 saat sonra tekrar tekrar uyanıyorum. Sakinleşemiyorum. Hemşireliğe ilk başladığımda ölümler beni çok korkutmuştu. "Ölüm her zaman var" bunu unutmamam gerekiyordu ama yine de depresyonun eşiğine gelmiştim. İleriki yıllarda ölüme tepkim bile eskisi gibi değildi. Alışmıştım. Peki ya şimdi ne oldu? Çocuklar da mı ölebiliyor?
Buna alışmak istemiyorum. İstemiyorum. Bütün ergenliğimi ve nefretimi çekmiş olan bu bloga korkularımı da bırakıyorum. Bir kitabın yazılışı ve okunuşu nasıl bu kadar farklı olabilir. Ben sadece dışarıdan insanlar beni nasıl görüyorsa görsün, ben böyleyim dediğim resimli bir kitap olarak kalmak istiyorum. Yazmak, yazmak ve yazmak. Okunmak istemiyorum. Okunmaktan bile korkuyorum.
Şimdi bundan 5 sene sonra belki de bugünüme güleceğim. Umarım gülerim. "Vay be hormonlar beni ne hale getirmiş" demek istiyorum. "Annelik başlarda bana ağlaklık katmış" demek istiyorum. Anneliği çok sevdim ben bu arada. Bebeğimin bana benzemesi bile komik geliyor, her yeni harekette, her yeni kelimede içim eriyor. Garip yani ama güzel tabi, çok güzel.
Amaaann ne biçim yazı oldu bu böyle. Tam duygusal şeyler yazıp dertleşecektim. Kızım aklıma gelince böyle bir şeye dönüştü. Kafamın içi çok gerip gerçekten. Neyse kızım yürümeye başladı :) Evin içinde minik, oradan oraya koşan bir cüce var. Onu görünce tüm dertlerimi unutuyorum.
Bu arada evde 1 koca, 1 bebiş, 2 kedi ve ben varız. Tam bir tımarhane :) :) Neyse bitti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder