← Ana Sayfaya Dön
Hesaplanıyor...
...

Ben Yorulmam!

 Üşüten bir gece yarısı, umut yine nöbette.

Güneş balçıkla sıvanmış, doğacakmış

Pek niyeti yok gibi de.

Kimi yastığına anlatıyor derdini, kimisi duvara. 

Ben de bi sigara yaktım, sanki bir çözüm bulmuş gibi havalarla.

Yalan büyüyor çığ gibi, biz de altında kalıyoruz. 

Yüzümüz çizik içinde ama halen fotoğraflar çekiliyoruz. 


Uzun yollar yürüyoruz ama nereye bilen yok.

Bir adım ileri gidelim diyorum ama ayakkabımın teki de yok. 

Perdesi kirli bir evrende, insanlar da pek temiz sayılmaz. 

"Ben toparlanırım" dedim ama o cümle de iyi yaşlanmaz. 



"Ben yorulmam dedim", yolun ortasında oturdum. 

"Yardıma ihtiyacım yok" dedim, sonra kendimi zor buldum. 

Bir sigara daha yaktım, o da benden önce söndü, 

Ben hayata yetişecektim ama hayat köşeyi çoktan döndü... 


Beylik laflar etmeyeceksin, tutmayınca komik oluyor. 

"Ben hallederim" dediğim ne varsa, 

Bir şekilde "beni" hallediyor.

"Ben yalnız da giderim" dedim. 

2 sokak sonra, dinlendim. 


Evvelinde büyük konuştum: " bu yol ne ki"

"Ben yorulmam", "beni merak etmeyin", "ben iyiyim" 

Şu sonuncuyu biraz fazla söyledim, 

Zaman geçti yolun ortasında kaldım. 

Yükümü biraz küçümsemişim, bol bol sıkmışım.

İçemediğim sigaralar, kül tablamda beni beklemiş, 

Beni onları tüketiyorum sanırken, 

Meğer onlar beni seyretmiş(tükenmiş). 


Olur öyle şeyler, 

İnsan bazen kendine bile yetişemiyor... 

Hayata yetişemedim belki, belki koşmadım.. 

Ama en azından peşinden yürüdüm... 


"Ben yorulmam" dedim. 

Yoruldum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

← Ana Sayfaya Dön
Hesaplanıyor...
...

10 YIL ÖNCESİ, YOK YOK ŞİMDİ

     Tam 12 yıl olmuş ben blog yazmaya başlayalı. Bir bloguma ait hiçbir şifreyi, e postayı hatırlamıyorum. Geçenlerde şöyle bir okudum yazılarımı. Fena da yazmıyormuşum. Tekrar o blogun paneline nasıl girebilirim acaba? Yazılarımı kaldırmam gerekiyor. :) :)

     Bir deli mavi olalı da 11 sene olmuş. Ne ergenmişim. Yazılarımın, şiirlerimin çoğunda hep ağlak ve şikayetçi bir halim var. Şuan ki ben, pek memnun kalmadım bu durumdan. Şaka bir yana tekrar aşk asısının, yalnızlığın, sevilmemenin dert olduğu zamanlara dönebilsem kendime bir tavsiye vermek isterdim. Derdin ne? Şikayet ettiğin hayat bile birçok insanın hayali olan hayat.

     Kendimi çok da yargılamak istemiyorum ama bir şeyleri kaybettim sanırım zamanla. Yazmaya olan tutkumu, insanlara karşı bakışımı, güven duygumu, geçmişe olan özlemimi, savruk giden hayatımı toparlama çabamı. Ya ben büyüdüm ya da artık hayat bana "rutinine saygı duy, kendini kaptırma" diyor. Bir şeyler halen çok eksik geliyor.

     Geçenlerde evladını kaybetmiş bir annenin çığlığı kulağımda çınlıyor halen. Günlerdir huzursuz yatıp 1-2 saat sonra tekrar tekrar uyanıyorum. Sakinleşemiyorum. Hemşireliğe ilk başladığımda ölümler beni çok korkutmuştu. "Ölüm her zaman var" bunu unutmamam gerekiyordu ama yine de depresyonun eşiğine gelmiştim. İleriki yıllarda ölüme tepkim bile eskisi gibi değildi. Alışmıştım. Peki ya şimdi ne oldu? Çocuklar da mı ölebiliyor?

     Buna alışmak istemiyorum. İstemiyorum. Bütün ergenliğimi ve nefretimi çekmiş olan bu bloga korkularımı da bırakıyorum. Bir kitabın yazılışı ve okunuşu nasıl bu kadar farklı olabilir. Ben sadece dışarıdan insanlar beni nasıl görüyorsa görsün, ben böyleyim dediğim resimli bir kitap olarak kalmak istiyorum. Yazmak, yazmak ve yazmak. Okunmak istemiyorum. Okunmaktan bile korkuyorum.

     Şimdi bundan 5 sene sonra belki de bugünüme güleceğim. Umarım gülerim. "Vay be hormonlar beni ne hale getirmiş" demek istiyorum. "Annelik başlarda bana ağlaklık katmış" demek istiyorum. Anneliği çok sevdim ben bu arada. Bebeğimin bana benzemesi bile komik geliyor, her yeni harekette, her yeni kelimede içim eriyor. Garip yani ama güzel tabi, çok güzel.

     Amaaann ne biçim yazı oldu bu böyle. Tam duygusal şeyler yazıp dertleşecektim. Kızım aklıma gelince böyle bir şeye dönüştü. Kafamın içi çok gerip gerçekten. Neyse kızım yürümeye başladı :) Evin içinde minik, oradan oraya koşan bir cüce var. Onu görünce tüm dertlerimi unutuyorum.

     Bu arada evde 1 koca, 1 bebiş, 2 kedi ve ben varız. Tam bir tımarhane :) :) Neyse bitti... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

← Ana Sayfaya Dön
Hesaplanıyor...
...

Annesi Onu Sever

 Ay doğuyor geceye,

Yıldızlar seni bekler

Ağaçların dalları, 

Sağa sola birden döner

Bebeğim uyuyacak

Annesi onu sever... 

       Eeee eeee eeee ee.

Işıklar kapanıyor, 

Banyolar yapılıyor, 

Kitaplar açılıyor, 

Masalımız başlıyor

        Eeee eeee eeee ee. 

Bir varmış, 

Bir de yokmuş, 

Tilkiler sansar olmuş, 

Elleri arşa kalkmış,

Allah'a çok yalvarmış, 

          Eeee eeee eeee ee. 

Ben de insan olmak isterim, 

İki ayak, tüğsüz Kerim 

Bazen ağlar - gülerim

Bazen de sadece yerim

          Eeee eeee eeee ee. 

Uykumun derin yeri, 

Gözlerim deli deli, 

Saçlarım savruluyor,

Bir daha yatmam diyor. 

          Eeee eeee eeee ee. 

Uyusun da büyüsün, 

Hergün biraz uzasın, 

Canı ekmek isterse yer

Annesi onu sever... 

           Eeee eeee eeee ee. 

           Eeee eeee eeee ee. 

           Eeee eeee eeee ee. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

← Ana Sayfaya Dön
Hesaplanıyor...
...

HAYATIMIN TEKERLEMESİ

    Yolun yarısına sadece 4 kaldı. Tokat gibi çarpan 'büyüdün artık' gerçeği, yerini 'yaşlanıyorsun artık' mahçupluğuna nasıl bıraktı anlatın a' dostlar.


Vurdum

Kırdım 

Dağıttım 

Topladım 

Yarısı nereye gitti... 

     Hayatımı yaşarken geriye dönüp bakıyorum kendime pek de bir şey katamamışım. Anca çooook geriye bakmanın boynumda yarattığı gerginlik var. Öyle tutulmuşum. Biraz da kurulmuşum kendime. Önceden başkalarının benden beklediği gibi yaşayıp kendim olamıyordum, şimdi kızım içim türlü türlü şey olup, yine kendim olamıyorum. Bu sıkışmışlık neden hiç geçmez çok garip. Beklemek derya, beklemek deniz, beklemek hiç sonu gelmeyen sabahlar getirirdi bana. Beklemek uyanık kalma adına türlü türlü kahveler içirtti bana. Beklemenin bir sonu yok...


Vurdum

Kırdım 

Dağıttım 

Topladım 

Yarısı elimde kaldı...


     Kafamın içini kemiren o düşüncelerden kurtulamıyorum bir türlü. Bir anne eli sıcaklığı lazım saçlarıma. Saçlarım öyle dağınık. Bir insanın annesi ölebilir mi gerçekten? Bu düşünce bile beni delirtiyor. Vücuduna yapışıp kalan, asalak gibi yaşayan hastalıklar da var üstelik. Sürekli düştüğü anları gözetliyor, hep kötü olmasını istiyor konağının. Hastalıklar bile ölmek istemiyor. Diğer yanda onu güldürmek için iyi numarası yapan acılı palyaçolar. Sahi rüya mı dünya? Bitecek mi gerçekten bir gün?


Vurdum

Kırdım 

Dağıttım 

Topladım 

Yarısı kimde kaldı?


     Sırtımda bir kambur, yüzümde "her şey yolunda" umursamazlığı, kalbimde bildiklerimin ağırlığı. Boğuluyorum giderek bu denizde. Binlerce derdin mi var, sağlığın bozulduğunda artık bir tane derdin var. Kimse hasta olmasa keşke. Kimse acı çekmese. Yavaş yavaş eriyen bir bedeni, kimse izlemese keşke. Geri gelir mi eski gülümsemeler. Gerçekten geri gelecek mi? Gelsin...


Vurdum

Kırdım 

Dağıttım 

Topladım 

Yarısı sende mi kaldı?


     Duvarları yumrukladım bazı geceler. Elim nereye değerse vurdum. En sevdiğim bardağımı kırdım attım. Derin nefesler içinde saçlarımı dağıttım. Sonra yeterince ağladım, toparlandım, topladım kendimi. İyi miyim? Artık ne olduğumu ben de bilemiyorum. Cam kırıklarına ellerimi cesurca atıyorum. Kırılıyorum, kesiliyorum, kanıyorum belki de... İçimdeki tüm sesleri susturuyorum. Sen de susuyorsun sonra. Derin ve içimi yakıp kavuran tüm o duyguları ellerimi tutarken sen, havaya attım. Yarısı elimde kaldı...


Vurdum

Kırdım 

Dağıttım 

Topladım 

Oturdum ağladım... 

12 yorum:

Yorum Gönder

Yeni yazıları kaçırma ♡

Her yeni yazıda sana bir şeyler fısıldamak istiyorum.

Spam yok. · follow.it ile güvenli abonelik